Arkamda durmuş derin bir şekilde nefes almaktaydı, onun böyle davranması oyunu takip edemememe sebep oluyordu. “Kes şunu” dedim. “Nabiyim olm lan öldüm valla sahnede amk” dedi. Sonra önüme bakıp düşündüm. Ne işim vardı benim burda? Evet tiyatroyu seven bir kişiyim Brecht olsun Stanislavski olsun alayını yalamış yutmuş birisiyim ama bu saçma sapan, kendi egolarını tatmin için uğraşan hocaların hazırlattığı oyunun içinde işim ney benim? Ki zaten bir provaya dahi geç kaldığımız zaman emdiğimiz sütü belli belirsiz yerlerimizden getiren hocaların hiç birisi tiyatro metnini dahi okumamışlardı.
Camdan dışarı baktım ve yorgunluktan dolayı uyku ile uyanıklık arasında kafam sallanıyodu, içim geçmiş. Servis aracı sıkışıktı, bu sebeple ön tarafta oturdum. Ama buna rağmen yanımdaki şahsın koca götünden dolayı sıkıştım. Terliydim. Bu olumsuzluklara rağmen tiyatro bittiği için içimde doğal olarak bi sevinç vardı. Hastalıktan yeni kurtulmuştum ve 2 saat + provalarla birlikte canım çıkmıştı. Çok fazlaydı bana. Ama umrumda değildi, çünkü yarın fütürsuzca uyuyacak, hiçbir şeyi sikime takmayacaktım. Okula gidince hoca yanıma geldi ve tiyatroyu 2 kere daha oynicaksınız, bu sefer okuldaki öğrencilere ve tarihi biz size söylicez dedi. Donup kalmıştım. İçim sıkılmıştı.
Writing sınavından çıkmıştım. Çok mutluydum çünkü en önemli ders olan İngilizce’nin son sınavını olmuştum ve cidden harikulade bir kompozisyon yazmıştım. Artık hiçbir şey umrumda değildi, devamsızlık mı? Olsundu, düzelirdi. Ama artık üzerimde bir eşşek yükü sorumluluk duygusu yoktu. Tiyatro da bitmişti. Kabul ediyorum performansımızı beğenmemiştim ama alkışlanmak ve tanımadığın insanların okulda sana bakması çok güzel bir duygu. Fakat ben aykırı kişiliğimden ötürü bana zorla bir iş yaptırılmak istenince fena oluyorum, daralıyorum. Bu boş-beleş insan kıvamındaki halim beni mutluluk hormonları ile doldururken derse hoca geldi. Okul bitmek üzere olduğu için rahattım, sikimde miydi be! Sonra hoca beni yanına çağırıp “Tiyatro ile ilgili kompozisyon yazılcak, okul dergisinde yayımlancak. Bunu da sen yazcaksın.” dedi. O mutlu, boş beleş insan gitmişti artık. Çünkü bana zorla yapmam gereken bir sorumluluk yüklenmişti. “Lan” diycektim, diyemedim..