Yazar: Emre in: ● 11 Temmuz 2011
Çay şekerinin tam kıvımında olmasının verdiği hazla, yakılan ilk sigaranın dişleri sarartan etklilerini göz ardı etmek gibi, aşkına kapılmak. Acınası bir gerçekçilik hazzı. Nasıl bir yarasın ki, yarayı kapatamıyor en kalın bağdaşlar bile.. gözlerim rüyalarda başka birini algılamaz. Sayfalar ile sevişmek, yazma işinden senin tadını alabilmek için sayfalara boşalmak. Leblebiyi havaya atıp, ağzınla yakalayabilen insanın mutluluğunu arzulamak.
Yokluğun hüznün himalayası. Bomboş kağıtlar ile konuşmak, her gece beynini uyuşturmak için ciğerleri yaralamak.
Gecenin son saatlerinde sigara yokluğunun yarattığı boşluğu doldurabilmek aşkının varlığı… Ağlatacaksan, güldürmeseydin beni, yukarıdasın en yukarıda… matematiğin yanıldığı odak noktalarından biri bendeki sen sevgisi. Beklenmeyen bir zamanda beklenmeyen bir misafir ol, gel bana ama artık ağlayacak çocuk yok karşında.
Şimdi ya tepede olmak var, ya da bataklarda.. Beynimin bana en büyük armağını belki de şimdi de uzun süredir hüzün yaşatan anılar. boş kağıdı dolduran değil yokluğunun yağmuru, güneş ile ısıtıp buharlaştıran belki varlığının yokluğu. Ben varım da aslında, sende yok olsam bile. Bir satır daha yazıyorum, başkasında olduğunu bilsem bile…
“Zor olur bu gidişi hayat oyunumda sergilemek, dudaklarından çıkan sözler gözlerimi yaşa boğuyor,
Yokluğunu görse, yokluklarını doldurur bütün yokluklar,
Ben içime çekmesemde, zamanla sigaram bitiyor.. ”
Yazar: mamish in: ● 08 Temmuz 2011
Sağ elimi başıma doğru götürüp hafifçe kaşıdım. Gözlerimi deviriyordum ama o hala bana bakıyordu. Aslında o da ne yapçağını bilmiyordu. Yavaşça kumandaya uzandım, televizyonu açmak istedim. Ters ters baktığını gördüm ve korkup kumandayı fırlattım. Bişi demedim. Bir müddet daha o pozisyonda sessiz durduk. Sonra düşünür pozisyonda düşünmemeye başladım. Bu tavrım onu sinirlendiriyodu sanırım ama farkında değildim. Aniden yerini değiştirdi ve artık bana bakmıyordu. Bu durum ona bakmamı sağlamıştı. Bir süre onun esnek vücudunu izledim. Bir bakıma ona hayrandım ama bi bakıma da ondan tiksiniyodum. Onla yaşadıklarımız geldi aklıma, sanırım anladı ki yanıma yaklaşmaya başladı. Bilgisayar başına geçtim, arkamdaydı. Başka şeyler düşünmek istiyordum, meşgul etmek istiyordum kendimi. Ama sırnaşmaya çalışıyordu, anlamıştım. Masa üstündeki tuvalet kağıdından bi parça kopartıp terimi sildim ve tuvalet kağıdının ne kadar işlevsel bişi olduğu üzerine küçük bi tez hazırlamaya başladım kafamda. Hem bokunu siliyodu millet bu güzide şeye hem terini. Daha burda sayamayacağım bir çok işlevi de var hatta. Ben tezimi hazırlarken aniden ayaklarımın arasına girmişti. “SİKTİRGİT MNAKODUM KEDİSİ” diyip bastım tekmeyi. Sinirlerim bozulmuştu, tezim yarıda kalmıştı. Sıcaktı,of.
Yazar: mamish in: ● 07 Temmuz 2011
evden çıkmış okula gitmek için yürüyosun. kafanda okula yetişmek var. yürürken başka şeyler düşünüyosun. aklına ev kirası, harç parası. sevgiliyle olan sorunlar vs.vs. bir anda hepsi geliveriyo. için sıkılıyo. doğru dürüst kahvaltı edememişsin. gökyüzüne bakıyosun of çekiyosun. gelecek kaygısına düşüyosun. hava soğuk, üşüyosun. kafanda binlerce şey dönüp duruyo. sonra elini cebine atıyosun ve sigara paketi geliyo eline. çıkartıyosun içinden son dal sigaranı alıyosun. sigaranı yakıyosun ve kafandaki binlerce şey o anda yok olup gidiyo. dumanı ciğerlerinde hissediyosun ve sonra bütün kötülükleri dışarı veriyosun. sigara sadece sigara değildir. başka şeylerdir. senin neşen, kederin ve diğer bütün soyut şeylerin. karşı çıkabilirsiniz. çıkın, ama bu böyledir.
Yazar: mamish in: ● 07 Temmuz 2011
demokrat öğrenci başkanlığı devraldı: sınıfta eşitlik oldu ama başkan ve onunla beraber seçilen yardımcıları verdikleri sözleri unuttular onlari seçenlere sırtlarını döndüler
liberal ögrenci başkan oldu: sınıftaki kimi öğrencilerin refah seviyesinin arttıgı görüldü,ama o kadar az kişi bu durumdan nasiplendi ki zenginler ile sınıfın geri kalanının arasında geniş bir gelir uçurumu oluştu. zenginler kantinlerden istedikleri gibi alisveriş yapabilirken en afilli ders ekipmanlarına sahipken diger öğrenciler çok daha kötü koşullarla hayatlarını idame ettirdiler.
fundementalist öğrenci başkan oldu: hızlı bir şekilde dini kurallar hayata geçirildi (herhangi bir din kastediliyor burda) cennet vaadedildi ama eğitim olanakları daraltıldı,çok katı ve ağır yasaklar getirildi. kadınların sınıf içindeki rolleri ikinci plana itildi.
sosyal demokrat öğrenciye geldi bu defa sıra: ilk başlarda sınıfın geneli için sosyal hakları geliştirdi ama sınıfın elit tabakası bunda hoşnut olmadı ve sınıfa olan kısıtlı ve acınası derece düşük olan desteğini an be an azalttı veya sürekli bunu azaltmakla tehdit etti sosyal demokrat ogrenci yıldı ,parası ve gücü olanların safını tutmaya basladı,desteğini aldığı insanları görmezden gelmeye başladı verdiği tüm sosyal hakları teker teker almaya basladı.
komünist öğrenci devrim yaptı gümbür gümbür iktidara yürüdü: bir süre için herkes eşit oldu bilim,sağlık, sanat , geçim düzeyi gibi konularda gözle görülür ilerlemeler sağlandı,sınıfı sıfırdan yükseklere taşıdı ama kendi görüşünün birazcık dışındakilere bile hayat hakkı tanımadı onları susturdu, cezalandırdı, hatta sınıftan attı.
tüm bu oğrenciler haklı yada haksız defalarca kere diğer sınıflara karşı harb ilan ettiler,kendilerinden ve öteki sınıflardan sayısız öğrenci heba oldu.sınıf içinde bu öğrenciler defalarca olacak şekilde başa geldiler.
en son sahneye anarşist öğrenci cikti: baskanlığı reddettiğini, savaşları,silahlanmayı mülkiyeti reddettiğini, otonom yaşamayı istediğini sınıfı bu şekilde kendi kendini yokedeceğini ,mutlak bi sona götürecegini söyledi. sınıfın kapısını kırıp bahçede özgürce oyun oynamalarını önerdi. başa geçms olan diğer öğrenciler onu hırpaladı,aşşagıladı, şiddet düşkünü olarak damgaladı ve sınıftan attı.
evet anarşizm dünyada lafını bitirmesine izin verilmeyen tek ideolojidir. her ideoloji tarafindan ortak bir sekilde düşman ilan edilen el birliği ile susturulan üzerine yaftalar yapiştırılan ideolojidir. ama gün olacak o da lafını söyleyebilecektir, bu sınıfın soğuk duvarlarının çevrelediği hapishaneden daha iyisini hakettigimize ikna edecek ve bahçede top oynamaya çıkacaktır.
“Captain Oi”
Yazar: Emre in: ● 05 Temmuz 2011

Aslında mercimek çorbası gibiydi her şey, aynı annemin yaptığı gibi. Eksik olan bir şeyleri var mıydı? Neydi eksik olan, fazla mı sıcaktı yoksa fazla mı soğuk? Dur! Bekle, kaşığı daldır biraz ve kaşıktaki hafif mercimek çorbası gölüne üfle, soğusun dilimizi, dilini yakmasın! Canın acır, dilin yanarsa tat alamazsın diğer tatlardan… Tadı kalmaz mercimek çorbasının, neyse…
Harbiden neydi çorbada eksik olan? Hazır çorba mıydı? Yoksa yoksa hazır çorba olmasına üstelik BİM’den mi alınmıştı? Bilmiyorum, anlayamıyorum, tadının farkına varamadım ki? Haaa dur tuzu tamdı aslında şimdi geldi aklıma limondu eksik olan? Her şeye yararlı olan limondu eksik olan. Ama sakın keklemi beni yani limon sıkmak yerine, limon suyu dökme çorbaya. Bok olur o, içilmez sonra…
Tamam tamam şimdi buldum çorbanın eksiğini, pul biberdi eksik olan. Acısını az koymuştuk be canım… Biraz daha acı olsaydı daha iyi olurdu, daha lezzetli, daha leziz. Yemesinden zevk alırdık. Neyse sen yoksun ya fark etmez artık benim için ha hazır BİM çorbası, ha anamın yaptığı mercimek çorbası…
Yazar: Emre in: ● 03 Temmuz 2011

Beyninde alkol eksik olmuyorsa her şey tatlıya bağlanır,
Geçmişten kalanlar, satırlara dökülünce insanı bir hayli bala bağlar
Küfürleşme yağan yağmurla ve gökyüzü ile belki yara yeniden kanar.
Yeniden parlayacak ışıldayacaksın, ışığınla söndüreceksin figan eden çığlıkları
Göz yaşları ertelenecek yarınlara, çok sonraki yarınlara, sensizlikten nasibini almış yarınlara.
Bütün yıldızların üzerine basacağım ve sana ulaşacağım, biliyorum sana ulaşacağım, sende bulacağım havayı, suyu ve aşkı.
Sessizce yalvaracağım bilmediğim dualar ile ama biliyorum sonu sana çıkacak,
Bir nefes yollıyacağım güneşe doğru ve söndüreceğim onu, gündüzleri bile seni aydınlatacağım gökyüzünde.
En sonunda azraile öptüreceğim kendimi sonra bekleyeceğim seni senin bana uzak olduğun kadar uzak diyarlarda.
Şimdi ben gerçeğin her bir payını paylaştırıyorum bu satırlara..
Kendimden bir kahpelik payı çıkaracağım ve gülücük atacağım ortalara,
Huzura kavuşursun elbet bir gün tabi ki y.rrak tadında…
Yazar: Emre in: ● 03 Temmuz 2011

En kafa yazar, Bukowski’nin ” Fante benim tanrı’mdı ve tanrı’ların rahatsız edilmeyeceğini, kapılarının çalınmayacağını biliyordum.” dediği için aldığım bir kitap. En sevdiğim yazarın yani Bukowski’nin önermesi üzerine aldım ama beklentilerimin karşılığını pek alamadım, bukowski’den sonra pek sarmadı 2-3 kitap daha okudum ama yok, aynı tadı vermiyor farklı kitaplar.
Zaten kitabın bu yazarın ve kitaplarının sadece bukowski severler tarafından okunduğunu düşünüyorum. Hatta okuduğum bir kaç yazı da John Fante’nin yazar hayatının ilk başlarında satışlarının pek iyi olmadığı ve Bukowski’nin sayesinde bir yerlere geldiğine dair idi. Bence de öyledir Bukowski baba öneriyorsa illa ki bişeyler bulmuştur kitapta, ben daha başlarındayım tabi bakalım merakla bekliyorum kitabı bitirince nasıl hissedicem kendimi.
Yazar: Emre in: ● 02 Temmuz 2011

Büyük Ev Ablukada’nın mükemmel bir parçası daha bütün şarkılarını ezberledim lan, konser neyim gidersem vallahi ben bile söyleyebilirim ama söylemem herhalde, bilmiyorum. Onlar söylesinler, çok güzel söylesinler, eğlenelim. Bu şarkı da çok güzel, ruhunuzu derin ve dingin sularda sırt üstü yatıp hayallere dalmanıza neden oluyor! (çok kötü betimleme)
yakınlarda bi gezegende
unuttuğum tüm şeyler
hepsi ayrı bir ağrı gibi
uzanıyor yerinden
yakınlarda bi gezegende
unuttuğum tüm şeyler
hepsi ayrı bir ağrı gibi
bağırıyor yerinden
gel beni bul beni bul beni bul
gel beni bul beni bul beni bul
gel beni bul beni bul beni bul
kaçtı bak elinden tuttuğum çocuklar
kimin bugün doğun günü
ne vardı aklımda
geçti bak saatler
uyanmayı unuttum
takside bıraktığım kocaman gitar
kaçtı bak elimden tuttuğum çocuklar
ne kadar sevdim seni, ne kadar çok
hepsini bulucam
bir bir
yerine koyucam
bir bir
Yazar: mamish in: ● 30 Haziran 2011
Tattım seni, dudaklarından tattım. Bana mutluluk verecek şekilde tattım. Sanki dudaklarım müebbet kilit altındaymış, dudaklarını tadana kadar. Tatmanın, tatma hissinin ne olduğunu öğrendim sende.
Dokundum sana, ellerimin el olduğunu öğrenircesine. Bu zamana kadar hiçbir şeye dokunmamışçasına dokundum sana. Dokunma hissinin varlığından bihabermişçesine, delicesine dokundum. Ve farkettim dokunmayı sende.
Kokladım seni, aslında kokladığım herşey yalanmış gibi kokladım, başka bir koku yokmuş gibi.. Anladım, koklama hissi neymiş anladım sende.
Duydum seni, kulaklarım çelikten bir kalkanmış sesini duyana kadar. Sesini duyduktan sonra olmuş ipekten, pamuktan.. Küfrü tatlı bir söze çevirir gibiydi sesin. Bana seni anlattı ve hatırlattı. Bana bir daha unutmamam için söyledi seni ve duyma hissini öğretti sende.
Gördüm seni, yıllarca gün yüzü görmemiş gibi. Aniden parıldayan ve gözlerimi büyüten bir ışıktın adeta. Sanki senden önce sonsuz tecritteymiş gözlerim ve senle kırılmış kalemim. Görme hissi neymiş öğrendim sende.
Ve yaşadım seni, defalarca tökezleyip sonunda bulmuş gibi, ölüp ölüp tekrardan dirilmiş fakat senden önce hiç yaşamamış gibi.. Benliğimin farkına vardım ben sevgilim, senlik hissinde.
Not: Kusura bakmayın, bir süredir yazamıyorum. Bu da zaten baya eski bi yazım. Ama yeni yazılarla döncem yakında. Çok da umrunuzdaydı di mi?
Yazar: Emre in: ● 28 Haziran 2011

1 gün geçti ya da 2 gün emin değilim. Bilgisayarda gündelik işim olan 20 makale yazımını tamamladıktan sonra son bir kez twitter’da, facebook’ta bir nabız yoklayam dedim, işin aslını söylemek gerekirse; sıkıntıdan patlıyordum evde, okuyabilecek bir kitap bulamıyordum kendime hani öyle entellektüel bir tipte değilim şimdi öyle düşünmeyin sakın. Kitap okuyorum falan ama bir kelime hazinem filan gelişmedi yani, ama düşünme, olaylara bakış açısı falan fıstık derseniz bilmiyorum onu hiç düşünmedim, normal düşünüyorum yine a.koyım…
Neyse Facebook’ta bir dalga dümen var profil resimlerini değiştirenleri gösteriyor. Olm herkesin manitasıyla filan resmi var. Böyle bir kötü oldum. Aşk, sevgi falan kıskandım gibi bişey lan. Bi değişik bir garip oldum yani. Başarısız, mutsuz hissettim kendimi bir an, canım çiğ köfte yedikten sonra o mükemmel BAL tadını veren camel soft sigarasını çekti. yar.ak gibi bir ruh haline bürünmüştüm. Herkesn sevgilisi ile güldüğü, ince mesajlar verdiği ve benim zikseler ulaşamayacağım beğenilme sayılarına ulaştığını gördüm.
Sonra neden kimse benim resimlerimi, yorumlarımı falan beğenmiyor diye düşündüm. Ben kimseyi beğenmiyordum ki a.koyım. İnsanlar haklıydı, belki de değildi, umursamadım. Sonuçta her şey bir çıkar ilişkisine dayalı. Böyle arkadaş ilişkisinin ızdırabını sikebilirim. Sonra balkona çıktım neskafem ve yanımda arkadşaımın paketinden koyduğum bir dal winston sigarası ile. Sefilleri oynuyordum 2-3 gündür, beş kuruş param yoktu amk. Para oluncada siktir olup Taksim’e gitmeyi çok iyi biliyordum… Neyse anlatmak istediğim bu değil.
Ben bir değişik oldum şimdi millet manitasıyla caka satıyor, bizim hafta içimiz kahve’de batak izleyip, yancı olmak ile geçiyor, hafta sonu da bu yukarıda bahsettiğim makale işinden aldığım parayı çekip Taksim’de yemekle geçiyor. Her şeyim bu kadar abi. Başka bir bok yok.
Mutsuzluk kavramını bütün ruhum ve bedenimin iliklerine kadar zoraki destekliyorum.
Son Yorumcuklar